Korona günlerinde aşk, komplo ve baronlar!

, 1 Yorum

1,0

Size bir iyi, bir kötü haberim var.

Önce iyi haber: Muhtemelen korona virüsünden ölmeyeceksiniz.

Kötü haber: Kesinlikle öleceksiniz.

Tanıdığım bir kadın vardı; aşırı titizdi, kuaföre kendi manikür setini taşırdı, koltukların altını paspasla değil illa yer beziyle elle sildirirdi. Korktuğu gibi AIDS’ten veya mikroptan değil, pankreas kanserinden öldü.

Tanıdığım bir adam vardı; uçak fobisinden muzdaripti. Çok sigara içtiği ve aşırı alkol tükettiği için bir gün direksiyon başında kalp krizi geçirip öldü.

Muhtemelen en korktuğun biçimde ölmeyeceksin ama kimse bunun garantisini de veremez, belki de ölürsün; bilmiyorum.

Kovid-19 virüsüne gelince… En kötü senaryoda dünya nüfusunun yüzde 5 ila 10’u ölüyor. Risk gruplarında değilseniz muhtemelen yüzde 90’ın içinde yer alacaksınız.

Her zamanki gibi çok karamsarlar ile konunun ciddiyetini kavrayamayanların çatışmasını da görüyoruz.

Yine kimsenin göremediği büyük resmi gören, komplo teorisi düşkünü külyutmazlar ve paranoyaklar…

Yok Çin ekonomisi çökertmeye çalışan ABD’nin oyunu…

Yok laboratuvarda üretilen virüsü dünyaya salıp, çoktan bulduğu aşıyı piyasaya sürüp cebini dolduracak olan şeytan İsrail…

Yok bilgisayar oyunu ve dizi ile filmlerle simülasyonu yapılan yapay virüsün gerçek hayat uygulaması…

Yok dünya nüfusunu 500 milyona indirmeyi hedefleyen dünyayı yöneten 6 aile… Beş miydi yoksa?

Görünen o ki dünyanın birbiriyle düşman bütün devletleri iki konuda işbirliği yapıyor: Birincisi düz dünyayı yuvarlak diye yutturmak, ikincisi korona virüsüyle panik yaratıp kontrolü sağlamak.

Allah’tan külyutmaz, aşı karşıtı, Kapadokya’dan İskoçya’ya uzanan gizli yer altı tünelinden haberdar, büyük resmi gören düz dünyacı arkadaşlar var da üzerimizde oynanan oyunlardan haberdar oluyoruz.

*

Aşırı bulaşıcı bu virüsün nasıl hareket ettiği/edeceği bilinmiyor. Mesele bu! Alınan tedbirlerin nedeni bu! Kuzey İtalya’daki esnafın yaptığı gibi “Kalabalık yerlerde bulunmayın, sosyal hayatınızı bir süre askıya alın” önerilerine, burnunuzun dikine gidip “Bizi durduramazsınız” derseniz, bütün ülke durur, ev hapsine alınırsınız. İtalya demişken, hastanelerden maskeler çalınıyor, mahkûmlar hapishaneleri ele geçiriyor.

Virüsün yayılmasını önlemek için önce seyahat engelleri konduğu için ilk yara alan turizm sektörü… Oteller, acenteler, havayolu şirketleri herkes birbirine dava açıyor. Kongreler, fuarlar, etkinlikler, konserler, spor karşılaşmaları, ayinler ve dini ritüeller iptal ediliyor. Eğitime ara veriliyor. Mümkün olanlar evden çalışıyor. Restoranlar, cafe’ler, müzeler açılmıyor. Sadece Zara, Çin’de 300 mağaza kapattı. Bazı şirketler salgının büyümesi halinde üretimlerini durdurmak zorunda kalabileceklerini söylüyor.

Çöken dünya piyasaları ve ekonomik kaos da üzerine tuz biber oldu.

Bir yanda kıtlık korkusuyla evine gıda ve tıbbi malzeme stoklayanlar, bir yanda ultra zenginlerin kurtuluş için kaçtığı izole yüksek köyler, yer altı sığınakları ve adalar…

‘Dünya Savaşı Z’, ‘Ben Efsaneyim’ gibi dünyanın sonunu getiren salgınları konu alan filmler ve dizilerle zihinlere nakşedilmiş ‘kıtlık’ ve ‘ölüm’ korkusu…

Korona virüsünden ölmeye bilirsiniz ama risk grubundaki birinin, ihtiyaç duyduğu tıbbi malzemeye ulaşmasını engelleyerek, ölümüne neden olabilirsin.

İnsan galiba bir yanıyla bir an önce kıyametin kopmasını arzuluyor.

Edward Snowden, insanların komplo teorilerine ve gizli güçlerin dünyayı yönettiğine inanmasının nedenini şöyle açıklıyor: “İnsanlara bir şeylerin tesadüfen, kendiliğinden olması korkunç geliyor. Süreçlerin, kötü bile olsa bir güç tarafından yönetilmesini tercih ediyorlar.”

Bir salgın, bozulan rutinler, ortaya çıkan yeni belirsizliklerle dolu durum, adaptasyon güçlüğü ve dünyanın içinden geçtiği bu büyük dönüşüme/değişime tanıklık etme… İnsan eliyle yaratılan ekonomik, sosyal ve kültürel düzenin muhteşem olduğunu kimse söyleyemez ama bir salgın, büyük endişe ve sosyo-ekonomik değişimler var. Ve değişim her zaman korkutucudur.

Karantina altına alınan bölgelerde hava kirliliği oranları azalmış. Belki de bu süreci kendimize, insanlara ve dünyaya bir kez daha bakmak için bir ‘durma’ dönemi olarak görebiliriz. Önlemlerimizi alalım ve duralım. Ev inzivası denenebilir.

Bazen en çok panik yapanlar “Panik yok! Panik yok” diye bağıranlar oluyor. En iyisi ne panik yapmak ne de boş vermek.

Ellerimizi yıkayalım, ortalığa öksürüp aksırmayalım, mesafelerimizi koruyalım, iyi beslenelim, iyi uyuyalım. Şimdilik yapılabilecekler bunlar.

WhatsApp grup mesajlarına ve ilgi budalalarının yalan/yanlış paylaşımlarına itibar etmeyelim.

Bir de WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarında kelime kelime mesaj yazmayalım, tek bir mesaj yazıp gönderelim lütfen. Bunun konuyla ilgisi yok, sadece beni çok rahatsız ediyor.

1 Yorum

  1. Ahu
    | Cevapla

    Son paragraf beni benden aldı. Yaşasın yalnız değilmişim Virüs konulu yazıya uygun olmayacak bir yorum olacak ama ben de kelime kelime atılan mesajlara ayar oluyorum !!!

Yorum Bırakın