Kanmamak Aldatılmamak İçin El Kılavuzu

, 2 yorum

kanmak

“Üniversite sınavına hazırlanırken sen de FETÖ’nün dershanelerine gittin, onlardan biri olmadığın gibi hep tehlikeli olacaklarını söyledin. Herkes kandırılmışken sen nasıl kanmadın?”

15 Temmuz kabusunun ardından, çok eski bir arkadaşımın telefonda uzun uzun anlattıklarının özeti buydu. Cemaatle temasımı bir sonraki yazımda okuyabilirsiniz. Cemaatin göbeğinde yer alanlar, ‘himmet’ verenler, etkinliklerinden seyahatlerine her yerde bulunanlar, ‘hizmet’te sınır tanımayanlar kendini gizlerken ben 1995’te dershanelerine gittiğimi anlatıyorum. Uzatmadan ‘kanmama’, ‘aldanmama’ kılavuzumu vereyim. Sadece cemaat için değil yaşamdaki her aldatıcı durum için faydalanabilirsiniz.

– Yapmanız gereken tek şey soru sormak. Sizi soru sormaktan alı koyan her ne olursa, ona sırtınızı dönün.

– Beni şu hayatta en çok korkutan şeylerden biri gizliliktir. Gizli her şey ‘kötü’ algısı uyandırıyor. Soru: Neden gizlilik ihtiyacı duyuyorlar? Gizlilikten şüphe duy. Her zaman! Hele böyle kod adları falan… İnsanları kod adlarıyla tanıdığın bir gizli örgütün içindesin ve amaçlarından şüphe duymuyorsun? Dikkat edin de gazozunuza kimse ilaç milaç atmasın.

– Cemaatle ilgili ikinci rahatsız edici kodlama yayılmacılığı. Birlikte, bir arada bulunmak varken, bir yeri tamamen ele geçirmeye çalışmaları. Paylaşmayı bilmedikleri gibi kendinden olanlara avantajlar sağlamasının neresi iyi niyetli? Soru: Neden, önce kendi öğrenci ordularına yarattılar? Neden, bu okullardan yetişen öğrencilerle emniyette, yargıda, eğitim sisteminde ve askeriyede güç odağı olmayı ve nihayetinde her yeri tamamen ele geçirmeyi hedeflediler?

– “Ya değilse” diye düşünün. Adınız kadar emin olduğunuz konularda bile mutlaka bu soruyu sorun ve karşı argümanları anlamaya çalışın. Zıt fikirleri hemen savuşturmak için değil, anlamak için dinleyin. Barındırdığı bilgiler ve bakış açısını dikkate alın. Mektepli gazetecilerin ‘double check’, alaylıların “Ananın adı olsa bir daha soracaksın” dediği bir terbiyeden geçer gazeteciler. Gazeteci haber verirken iki kez kontrol etmeli ya, siz de okurken iki kere kontrol edin bence.

– Konu her ne olursa olsun asla bir kaynağa bağlı kalmayın. Mümkün olan en zıt kaynaklardan bilgi edinin. FETÖ’den “Ülkeyi ele geçirmeye çalışıyorlar” diye ilk söz edenler ulusalcılardı. Yurtdışı haber alma örgütlerine ve bağlantılara dikkat çekenler de onlardı. Rusya 2010 yılında, CIA bağlantılarına dikkat çekerek tüm okullarını kapatmıştı. Maalesef bizde ise hem ülkeyi yönetenlerin hem de vatandaşların çoğu bu gelişmelere kulaklarını kapattı. “Yükselen Türk altın neslini kıskanıyorlar. Bunlar vatan haini. Türkiye’nin yükselmesini istemiyorlar” dediler; hatırlayın.

– Adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkın. En nefret ettiklerinizin bile hakkını savunun, onlar için de adalet dileyin (Ergenekon, Balyoz ve casusluk davalarındaki mağdurları hatırlayın; delillerin sahteliği kanıtlandığı halde bunu dikkate almayan aydınlar(!) vardı). Adaletten yana olursanız kimse sizi kandıramaz.

– Zafere giden yolda her şey mubahtır zihniyetinin kirliliğinden kurtulun. Öyleleri ile işbirliği yapmayın. Adil dövüşmeyen ile aynı takımda yer almayın. Eğer sizinle dövüşmesi gerekirse de adil olmayacaktır.

– Kişilere, davalara, olaylara değil ilkelere inanın. İlkeli insanlarla birlikte olun (seçin, çalışın, iş kurun, evlenin her neyse…).

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” atasözümüzü çöpe atalım. O yılan şartlar olgunlaştığında sizi de zevkle sokacaktır.

– Niyetini açıkça belli edenden, huysuzdan, hatta öfkeliden korkmayın. Niyetini açık etmeyen, hesaplı, kontrollü insanlardan korkun.

“Üzüntüsü sahte olanın ağlaması gösterişli olur” demiş Tolstoy. Aynı tespiti aşırı aşırı sevecenlik için de yaparım. Kişi neyin altını çiziyorsa kesin ‘o’ değildir. İnandırma ve ikna ihtiyacı duyan kişiler genellikle yalancılardır. Balyoz davası sanıkları tutuklanacaklarını bile bile, kendilerinden emin oldukları için gelip teslim oldular. Kendilerine inanılmadığı noktada intihar edenler oldu. Aradaki fark çok net anlaşılmıyor mu?

– Afrikalı bir düşünürün şöyle dediği rivayet edilir: “Hristiyanlar ülkemize geldiklerinde bizim topraklarımız onların İncili vardı. İncili elimize verdiler, gözlerimizi kapatıp dua etmemizi istediler. Onlara inanıp gözlerimizi kapattık; beyaz adamın tanrısına dua ettik. Gözlerimizi açtığımızda topraklarımız onların eline geçmiş, bizim elimizde ise sadece İncil kalmıştı.”

Din sizin dininizdir ve bu maneviyatı kendiniz için yaşamanız en hayırlısıdır. Allah, kitap deyip kendini tehlikesiz göstermeye çalışanlara inanmayın. Daha önce de çok söyledim: “Para ve imanın kimde olduğu belli değildir. En az bulunduğu kişiler en çok gösterenlerdir.”

İnancınızın istismar edilmesine müsaade etmeyin. Dininize en büyük hakareti yapanlar onu istismar edenlerdir, dini kullanarak sizden faydalananlardır.

– Kendinize güvenin, övülme-onaylanma ihtiyacı duymayın. Dünyaya Türkçe öğretiyoruz deyip gururunuzu okşadılar. Altın nesiller vadedip umutlarınızı coşturdular. Ne oldu? Sizi mutlu edecek şeyler söyleyenlere değil, gerçekleri söyleyenlere itibar edin.

– Sömürgecilik ve savaşlarla yüzyıllar geçiren İngilizlerin geliştirdiği polisiye edebiyatta “Katil kahya” klişesi, canımızı en çok yakma ve bize en çok zarar verme becerisine sahip olanların en yakınımızdakiler olduğuna işaret eder. En çok ‘en çok senden yana’ olandan şüphe duy.

– Çoğulcu demokrasiyi benimseyemeyen bir ülke, her zaman bir grup tarafından ele geçirilmek istenecektir. Çünkü ele geçirenler, kalan diğer grupları kendine benzeteceğini düşünür. Gerçekleşmesi mümkün olmayan bu ihtiras yüzünden ülkemizi açık tehdit haline getiriyoruz. Birbirimizi farklılıklarımızla kabul edip insan gibi yaşayacağız. Yok, bunu beceremezsek karşılıklı birbirimizi tüketeceğiz.

– Vatandaşa ehliyet sahibi olmayan çocuk gözüyle bakmaktan vazgeçeceğiz. Nasıl her dakika çocuğunuzun yanında olamazsanız, vatandaşın da her dakika tepesinde dikilemeyeceksiniz. Onu sorgulayan bilinçli bir birey olarak yetiştirmek hem ailenin görevi hem de bu konuda devletin büyük sorumluluğu bulunuyor. Eğitim sistemiyle kafamıza göre oynamayacağız. Eğitimin tek amacı bizi çağı yakalamış, aklını kullanabilen bireyler yapmak olmalı. Böyle olursa “Rüyamda peygamberi gördüm, ‘Tweet’leri artırın’ dedi” diyen soytarılara “Hadi ordan” diyebilecekler. Yoksa “Emir geldi ülkemi, meclisi bombalamam lazım” diyen, her ne kadar ‘hain’ ilan etsek de vatandaşımız olan Frankenstein ile risk altında yaşayacağız.

Elimiz değmişken; kavgacı, iftiracı demagoglar ile çok bağırınca haklı olduğunu düşünenleri susturalım. Biraz da Türkçe öğrenip, yazdıklarımıza dikkat edersek cillop gibi memleket olacağız.

2 Yorum

  1. Hasan
    | Cevapla

    Cillop gibi memleket haha ha haha

  2. Nuri Alço
    | Cevapla

    Nuri Alço iyiymiş

Yorum Bırakın