Zehirli kelimeler (zamanla öldürür)

, 1 Yorum

0.1B

Duyduğumda tüylerimi diken diken eden kelimeler var. Özellikle önemli olduğunu düşündüğüm bir konuyu anlatırken duyarsam… İçimden kırılıyorum.

“Boş ver.”

“Neyse.”

“Bari.”

“O da bir şey mi?”

“Sen asıl şunu bir dinle!”

Ve daha niceleri…

Başka bir yazıda (yine) iyi bir dinleyici olmanın gereklerini anlatacağım ama bugün konumuz zehirli kelimeler…

Dinlediğimiz kişiye kendini ve anlattıklarını önemsiz hissettiren kelimeler…

Bilinç düzeyinde fark etmese bile bilinçaltı algıda kişinin kendini ve anlattıklarını ‘önemsizler/değersizler’ klasörüne taşımasına neden olan kelimeler…

Az kırar bu kelimeler ama kan kaybından götürürler.

Tek dozda öldürmezler ama birikir zamanla öldürürler.

*

Elbette kelimenin kullanıldığı cümle ve içeriği zehri ortadan kaldırmış olabilir ama asla ASLA size içini döken birine “Boş ver” demeyin.

Boş vermemiş/verememiş ki anlatıyor, değil mi?

Karşınızdaki kendini ifade edebildi, siz de iyice dinlediniz ve gerçekten anlattığı konuları artık kafaya takmasını istemiyorsunuz, o zaman “Bak bunları artık boş ver. Kafana takma” deyin. Diğer tüm durumlarda her “Boş ver” dediğinizde zehir saçarsınız.

“Onu boş ver de bak ben sana ne diyeceğim” der bazıları da.

Şimdi neden benim anlattığımı boş verdik de hemen senin anlattığına odaklanıyoruz?

Bir 30 saniye benim dediklerim üzerinde dursaydık keşke…

*

“Neyse” konuyu değiştirmek için çok sık kullandığımız bir kelimedir. Ben kendi sözümü “Neyse” der keserim sıklıkla ama başka birinin sözünü kesmek veya konuyu değiştirmek için dememeye çalışırım.

Karşınızdakinin anlattıklarını “neyse”den daha değersiz hale getiren çok az kelime bulunur.

Pandemi sürecinde uzaktan yapılan bazı toplantı ve eğitimlerde zehirli kelime kullanımının ne kadar yaygın olduğunu şaşırarak gözlemledim.

Etkili iletişim seminerlerimde dilde detoksa girişip cümlelerimizden çıkardığımız beş-on kelimenin yakın çevremizle ilişkilerimizi nasıl değiştirdiğini anlatıyorum.

Bazen tek bir kelime geçmişten onlarca anıyı o andaki ifadeye taşıma gücüne sahiptir.

“Hep” ve “Hiç” kelimeleri örneğin…

Bakmayın sadece üç harften oluşmalarına, koca bir buzdağı gizlenir eteklerinde.

“Sen zaten” ile başladığınız cümle birkaç paragraflık girişe denktir.

“Bari” kelimesi de pasif-agresif iletişim kuranların sıklıkla dilindedir ve evet zehirlidir.

*

Anlattığım herhangi bir konuya karşılık “O da bir şey mi” cümlesini duyarsam, içine çekilmeye çalışıldığım o amansız rekabetten kaçmaya çalışıyorum.

“Başım ağrıyor” diyorum.

“O da bir şey mi? Benim migrenim var” diyor.

“Peki, sen kazandın” diyemiyorum, içimde kalıyor.

“Senin sefaletinle yarışamaz başımın ağrısı… Artık idare edeceksin, ne yapayım” da diyemiyorum.

Aynı etkiye sahip diğer bir kalıp ise şu:

“Sen asıl şunu dinle!”

Tamam, tamam yine sen kazanacaksın, hiç uzatmayalım.

Daha pek çok zehirli kelime var. Ben bu kadarıyla yetineyim ama siz bildiklerinizi bana yazarsanız fark etmediğim başka zehirli kelimelere dikkat kesilirim.

0.11B

Zehirli kelimeler kadar bir de sık kullandığımız kelime ve kalıpları fark etmek gerekiyor. Sık kullandığımız kelimeler de içine doğup büyüdüğümüz ortamı, tecrübelerimizi ve karakterimizi ele veriyor.

İnsanları dinlerken en sık kullandıkları kelimeleri istemesem de duyuyorum.

Lezzetli bir yemeği özlemek gibi sesine ve sohbetine bayıldığım Melike, anlattıklarıma katıldığını belli etmek ve güçlendirmek için sıklıkla “Sen ne diyorsun” der. Bir de şaşırdığında ağzından hayretle şu sözcükler dökülür:

“Hadi ya!”

Ebru ona anlattığım olağanüstü şaşırtıcı gelişmelere en nahif haliyle “Şaka mı bu? Bu bir şaka olmalı” der.

Aylin durumun görünenden daha vahim olduğunu belirtmek için kendi kendine “Bakma sen” diye vurgular.

Zafer sıklıkla anlaşılamama kaygısıyla sorar: “Ne demek istediğimi anladın mı?”

Mehmet ağabeyim “Güzelim” derken tüm sevecenliği, babacanlığı dilindedir.

Nilgün, bakış açımın yelpazesine bir kanat daha eklerken “Aslında bir de” diye söze girer ve katkısını barışçıl bir üslupla yapar.

Kelimelerimiz bizi ele verir.

Bazen insanları bazen de onlardan duymaya alıştığımız sözcükleri özleriz.

Özlemek güzel değil mi? Varlıklarını, seslerini, sözcüklerini özlediğimiz insanlar, en büyük zenginliğimiz değil mi?

Panzehir sözler, sesler ve kişiler…

Yorum Bırakın