Bizim müthiş babasızlığımız ve bir mafya babası

, 2 yorum

Türkiye’nin en baba problemi: Babasızlık!

Kimimiz hiç sahip olamadığı ‘baba’nın peşinde kimimiz ise cebren ve hile ile eksikliğini duyduğumuz babanın ta kendisi olmaya çalışıyor.

Haftalardır Sedat Peker’in videolarını milyonlarca kişi izledi, konuştu, yorumladı. Ben bugün başka bir perspektiften bakmaya çalışacağım ancak şu küçük notu en başta düşmek isterim: Türkiye’de esas sorunlardan biri ‘eşitliğe’ inanmamamızdır. 1789’da monarşiyi bitirip yerine cumhuriyeti getiren Fransız İhtilali’nde kullanılan (hâlâ Fransa’yı temsil eden) bayraktaki beyaz renk ‘eşitlik’ ilkesine atıftır. Biz hiçbir zaman soylu hanedanlara sahip bir toplum olmadığımız halde hukuki ve ahlaki eşitliğe inanmayız. Bu yüzdendir herkesin ‘kestirmeci’ oluşu, herkese kural-kanun kendine iltimas istemesi, bal tutanın parmağını yalaması… Bu yüzden toplumda yolsuzluğun, adam kayırmanın, rüşvetin bir karşılığı yoktur. Kim yapmıştır yolsuzluğu; bizden mi onlardan mı? Kim yapmıştır torpili? Bana yapıldıysa sorun yok, sana yapıldıysa fena! Rüşvet bir iş yapış biçimidir, ödenen bir bedeldir. Kişilerin cinsel kimliklerine bile gücümüz yetiyorsa müdahale ederiz, yetmiyorsa saygı gösteririz. Çok para kazanan transseksüel bir ses sanatçısını en önden dinlemeye binlerce lira döken de, yoksul transseksüelin Tarlabaşı’ndaki evini taşlayan da biziz. İhanet eden kocayı -kadını daha da fazla- kınarız da çok zengin bir işadamıysa gazetede ondan “Resmi nikahlı olmadığı ikinci eşiyle” diye söz ederken yüzümüz kızarmaz. “Herkes trafikte acı çeksin ben aracıma çakar takar ilerlerim” deriz. Çünkü eşit olmak istemeyiz, bir gün bir fırsatını bulup ‘ayrıcalıklılar’ mertebesine yükselmek isteriz. Hemen her sorunumuzun kaynağı ‘eşitlik’ ilkesinden uzak oluşumuzdur.

VAR OLAMAYAN BABALAR

Çocuğuna sevgi göstermeyi onaylamayan yerleşik kültür, babalar ve evlatları arasında aşılamayan mesafeler oluşturmuş. Şimdi belki Z ve Y kuşakları ‘sevecen baba’ figürleri görmüş olabilirler ama öncesi kuşaklar için baba evdeki otorite figüründen başka bir şey değil. Çoğu zaman sert, kimi zaman zalim bir baba…

Yüzlerce yıldır cepheden cepheye koşan askerlerin, baba özlemi çeken evlatları… Hâlâ asker veya polis babasını daha annesinin karnındayken kaybeden bebekler… Pamuk toplamaya, fındık hasadına,  şantiyelere ve yurtdışına çalışmaya giden babaların evlatları… Evdeyken bile var olmayı beceremeyen babaların evlatları… Bizim müthiş babasızlığımız…

BİTMEYEN BABA ÖZLEMİ

‘Devlet baba’ da her zaman evlatlarına karşı merhametli ve vicdanlı değildir. Ama devlet, babadır; olabilir öyle. Her uysal evlat gibi hepimiz devlet babamızın yaptığı haksızlığı sineye çekmeliyiz.

Devlette, patronda, mafyada, sevdiğimiz adamın kollarında, kocamızla kurduğumuz yuvada aradığımız ve asla bulamadığımız hayallerimizi kıran babamız…

Bu toplum asla sahip olamadığı şefkatli baba elini, sürekli başkalarında arar. Ülkemizin kurucusuna baba soyadını vermek, bu doldurulamayan baba özleminin en güzel örneğidir. Atatürk, babamız olmuştur. 1920’lerin yetim Türkiyesi babasızlığını onunla gidermiştir. İyi de olmuştur.

Yüzyılların büyüttüğü babasızlık boşluğu öyle kolay dolar mı? Süleyman Demirel de babadır, Müslüm Gürses de. Çoğu Karadeniz’den, bir kısmı Güneydoğu’dan çıkan mafya babaları da yüreklerdeki o boşluğu doldurmaya aday… Kimi kurnazlıkla kimi farkında bile olmadan o boşlukları doldurmak için ‘babalığa’ soyunur. Eskiden mafya liderleri kendilerine ‘baba’ dedirtirdi, şimdiki mafya jargonu ‘reis’i tercih ediyor. İçimizdeki o derin babasızlık boşluğunu doldurmaya kalkanlar da sert ve hatta zorba… Baba olsalar da yüreklerdeki yaraya derman değiller, olamayacaklar.

ANNESİZLİK EN BÜYÜK SEVGİSİZLİK

Babasızlığı bu kadar konuştuktan sonra Jülide Ateş’in 40 programına konuk olan Mehmet Ali Erbil’in müthiş annesizliğine de değinmeliyim. Mehmet Ali Erbil, kendisini üvey babasına karşı korumayan, onu yatılı okula gönderen, hatta kirli çamaşırlarını bile yıkamayan annesi için gözyaşları içinde “Annemi sevemedim” diyor.

“Annemi sevemedim” cümlesinin tercümesi şu: Annemi öyle çok sevdim ki… Fakat bu sevginin karşılığını alamadım. Annem benim ilk karşılıksız aşkım ve geçmeyen acım.

Zaten en acısı babalı bir yetim, anneli bir öksüz olmak değil mi? Babasızlık da kötü elbette fakat anne sevgisini alamadan büyümek… Bu öyle bir acı ki bir daha da iflah olmuyor insan.

2 Yorum

  1. Zeynep
    | Cevapla

    Müthiş!

  2. Ayşe Gülden
    | Cevapla

    Hiç böyle düşünmemiştim. Harika tespitler.

Yorum Bırakın